DOLAR 45,0623 0.05%
EURO 52,7021 -0.23%
STERLIN 60,8248 -0.2%
ALTIN 6.684,59-1,40
BIST 14.474,60-0,82%
BITCOIN 3454056-1.54176%
Şanlıurfa
18°

AÇIK

SABAHA KALAN SÜRE

Gülistan Doku Davası: Kronolojik Gelişim ve Büyük Kırılma

Gülistan Doku Davası: Kronolojik Gelişim ve Büyük Kırılma

ABONE OL
28 Nisan 2026 08:46
Gülistan Doku Davası: Kronolojik Gelişim ve Büyük Kırılma
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

Gülistan Doku Davası: Kronolojik Gelişim ve Büyük Kırılma (Nisan 2026)

Gülistan Doku davası, 5 Ocak 2020 tarihinde Tunceli’de (Dersim) Munzur Üniversitesi öğrencisi 21 yaşındaki Gülistan’ın aniden ortadan kaybolmasıyla başladı. Olay, basit bir “kayıp şahıs” vakası olarak başlasa da yıllar içinde Türkiye’nin en çok konuşulan, ihmal ve delil karartma iddialarıyla örülü karmaşık bir hukuk mücadelesine dönüştü.

Gülistan Doku Davası: Kronolojik Gelişim ve Büyük Kırılma

Gülistan Doku davasının 6 yıllık karmaşık sürecini özetleyen kronolojik görsel kolaj: Son mobese kaydı, ailenin adalet mücadelesi, arama çalışmaları ve Nisan 2026’daki büyük operasyon.

İşte davanın başlangıcından bugüne (Nisan 2026) kronolojik gelişimi:

1. Kayboluş ve İlk Sinyaller (Ocak 2020)

  • 5 Ocak 2020: Gülistan Doku, kaldığı KYK yurdundan ayrıldı ve bir daha geri dönmedi. Ailesi Diyarbakır’dan Tunceli’ye gelerek kayıp başvurusunda bulundu.
  • Son Görülme: Gülistan’ın kaybolmadan önce eski erkek arkadaşı Zaynal Abakarov ile bir kafenin önünde tartıştığı görüntüler ortaya çıktı.
  • Dinar Köprüsü: Gülistan’ın en son şehir merkezindeki Dinar Köprüsü üzerinde görüldüğü ve telefon sinyalinin burada kesildiği tespit edildi.

2. “İntihar” Tezi ve Arama Çalışmaları

Soruşturmanın ilk aşamasında yetkililer ısrarla “intihar” ihtimali üzerinde durdu.

Uzunçayır Baraj Gölü’nde aylarca süren su altı ve su üstü arama çalışmaları yapıldı ancak Gülistan’a ait hiçbir iz (beden, kıyafet veya kişisel eşya) bulunamadı.

Aile ve Avukatların İtirazı: Doku ailesi, Gülistan’ın intihar etmediğini, öldürüldüğünü ve delillerin karartıldığını savundu. Özellikle Zaynal Abakarov’un polis memuru olan üvey babası Engin Yücer’in soruşturmayı etkilediği iddia edildi.

3. Yıllar Süren Belirsizlik ve 2025 Kırılması

Dava dosyası uzun süre “faili meçhul” gibi bekledi. Ancak 2025 yılı sonunda dosyaya atanan yeni savcı ile süreç tamamen yön değiştirdi:

  • Ekim 2025: Dosyaya daha önce incelenmeyen 700 saatlik kamera görüntüsü eklendi.
  • Dijital Deliller: Gülistan’ın sim kartının bir polis telefonuna takılarak verilerin silindiği iddiaları üzerine teknik incelemeler derinleştirildi.

4. Nisan 2026: Büyük Operasyon ve Gözaltılar

Davanın üzerinden 6 yıl geçtikten sonra, soruşturma “cinayet” ve “organize delil karartma” suçlamalarıyla yeni bir boyuta ulaştı:

  • Geniş Çaplı Operasyon: 14 Nisan 2026’da 7 ilde eş zamanlı operasyon yapıldı. Aralarında Zaynal Abakarov ve dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in oğlu Mustafa Türkay Sonel’in de bulunduğu 13 kişi gözaltına alındı.
  • Hastane Kayıtları: Tunceli Devlet Hastanesi’nde bazı verilerin silindiği iddiasıyla bilgi işlem görevlileri hakkında soruşturma başlatıldı.
  • Vali Tuncay Sonel’in Tutuklanması: Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel, “suç delillerini yok etme, gizleme ve değiştirme” suçlamalarıyla 21 Nisan 2026’da tutuklandı.

Güncel Durum (28 Nisan 2026): Bugün itibarıyla davanın seyri tamamen değişmiş durumdadır. Soruşturma artık bir “cinayet” dosyası olarak yürütülüyor. Eski Vali Tuncay Sonel’in tutukluluğuna yapılan itiraz dün (27 Nisan) reddedildi. Gülistan Doku’nun bedeninin nerede olduğuna dair yeni itirafların gelmesi bekleniyor.

Dava, bir kayıp ihbarıyla başlamış olsa da bugün devlet görevlilerinin de içinde bulunduğu iddia edilen devasa bir “delil karartma” ve “cinayet” soruşturmasına evrilmiş durumdadır.

Davanın Seyrini Değiştiren İtiraflar ve İfşalar

Gülistan Doku davasındaki bu büyük kırılma ve “delil karartma” ağının ortaya çıkması, tek bir isimden ziyade birkaç koldan gelen itiraflar ve gizli tanık beyanlarıyla gerçekleşti. Davanın seyrini değiştiren temel “ifşa” süreçleri şunlardır:

  • Sidar Altaş’ın (S.A.) İtiraf Videosu: Soruşturmanın cinayet dosyasına dönüşmesindeki en somut gelişme, Sidar Altaş adlı şahsın bir itiraf videosu çekerek süreci anlatması oldu. Altaş, Gülistan Doku’nun dönemin valisinin oğlu Mustafa Türkay Sonel tarafından öldürüldüğünü ve bu süreçte neler yaşandığını detaylarıyla paylaştı.
  • Gizli Tanık Beyanları: Dosyada yer alan bir gizli tanık, Gülistan’ın Mustafa Türkay Sonel ile ilişkisi olduğunu, hamile kaldığını ve bu durumun kapatılması için cinayetin işlendiğini iddia eden çok kritik bilgiler verdi. Bu beyanlar, operasyonun başlaması için hukuki altyapıyı oluşturdu.
  • “Örtbasta Görevli” Kamu Görevlisinin İtirafı: Doku ailesinin avukatı Ali Çimen, 2026 başlarında yaptığı açıklamada, daha önce olayın üzerinin kapatılmasında bizzat görev aldığını söyleyen bir kamu görevlisinin kendilerine ulaştığını ve “vicdan azabı” nedeniyle her şeyi savcılığa anlatacağını belirttiğini duyurmuştu.
  • Gökhan Ertok’un Etkin Pişmanlığı: Gülistan’ın SIM kartındaki verileri sildiği iddia edilen eski polis memuru Gökhan Ertok’un tutuklanmasının ardından “etkin pişmanlık” hükümlerinden yararlanmak için başvurması, emniyet içindeki delil karartma sürecine dair önemli bilgilerin dışarı sızmasını sağladı.
  • İsimsiz Not: Tunceli’de bir noktaya bırakılan ve “Gülistan Doku’nun Vali’nin oğluyla ilişkisi vardı” yazılı isimsiz not da soruşturmanın yönünü kamu görevlilerine ve ailelerine çeviren unsurlardan biri oldu.

Kısacası; sürecin ifşa edilmesinde Sidar Altaş’ın videoları, gizli tanıklar ve vicdan azabı duyduğunu belirterek avukata ulaşan isimsiz kamu görevlileri başrolü oynadı.

Gülistan Doku’nun Bedenine Neden Ulaşılamadı?

Gülistan Doku’nun bedenine ulaşılamamasının temel nedenleri, 2020 yılından bu yana yürütülen sürecin “teknik imkansızlıklardan” ziyade “organize bir yanıltma ve delil karartma” operasyonu olduğu iddialarıyla açıklanmaktadır. Nisan 2026 itibarıyla ortaya çıkan hukuki süreç, bu durumu şu başlıklarla özetlemektedir:

1. “İntihar” Teziyle Gelen Yanıltma

Olayın ilk günlerinde, yetkililer Gülistan’ın Dinar Köprüsü’nden baraj gölüne atlayarak intihar ettiği üzerine bir senaryo kurdu.

  • Sahte Tutanaklar: 24 Ocak 2020 tarihli bir tutanakta, suya bir nesnenin düştüğü iddia edilmişti. Ancak daha sonra Ulusal Kriminal Büro tarafından yapılan incelemede, o tarihte suya düşen bir nesnenin olmadığı veya bunun bir insan bedeniyle uyuşmadığı rapor edildi.
  • Yanlış Yerde Arama: Bu “suya düştü” iddiası nedeniyle ekipler (AFAD, Deniz Kuvvetleri, jandarma) tam 220 gün boyunca Uzunçayır Baraj Gölü’nde arama yaptı. Gülistan oraya hiç düşmemiş olabileceği için bu devasa arama çalışmaları sonuçsuz kaldı.

2. Organize Delil Karartma (Nisan 2026 Bulguları)

Davanın Nisan 2026’daki seyri, cesedin bulunamamasının bir “tesadüf” olmadığını göstermektedir:

  • Hiyerarşik Müdahale: Eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in tutuklanma gerekçelerinden biri, suç delillerini yok etmek ve gizlemektir. Soruşturmanın en başından itibaren delillerin bilinçli olarak yok edildiği ve arama çalışmalarının kasıtlı olarak yanlış yerlere yönlendirildiği iddia edilmektedir.
  • Kamera Kayıtları ve Dijital Veriler: Gülistan’ın kaybolduğu günlere ait 700 saatlik kamera görüntüsünün yıllarca dosyaya eklenmediği ve Tunceli Devlet Hastanesi ile Emniyet’teki bazı dijital verilerin silindiği tespit edildi. Bu durum, Gülistan’ın gerçekte nereye götürüldüğüne dair izlerin silinmesine neden oldu.

3. Coğrafi ve Teknik Zorluklar

Eğer Gülistan gerçekten suya düşmüş olsaydı bile, bölgenin koşulları aramayı zorlaştırıyordu:

  • Barajın Yapısı: Uzunçayır Baraj Gölü çok geniş, derin ve dibi balçıkla kaplı bir alandır. Ayrıca Munzur ve Pülümür çaylarının debisi o dönemde oldukça yüksekti.
  • Görüş Mesafesi: Suyun bulanıklığı ve dipteki akıntılar, su altı cihazlarının ve dalgıçların görüşünü sıfıra indiriyordu.

4. Cinayet ve Gömülme Şüphesi

2026 yılındaki tanık beyanları (özellikle Celal Altaş ve diğer gizli tanıklar), Gülistan’ın suya atlamadığını, bir ateşli silahla öldürülmüş olabileceğini ve bedeninin başka bir yere gizlendiğini öne sürmektedir.

  • BMW Ayrıntısı: Valinin oğlu Mustafa Türkay Sonel’in kullandığı araçla ilgili incelemelerin zamanında yapılmaması ve aracın sonradan satılması, cesedin bu araçla başka bir bölgeye taşınmış olabileceği şüphesini güçlendirmiştir.

Özetle; cesede ulaşılamamasının asıl nedeni, soruşturmanın ilk yıllarında gerçek failleri korumak amacıyla devlet gücü kullanılarak oluşturulan “intihar” algısı ve bu algıya uygun şekilde yapılan “yanlış yerdeki” arama faaliyetleridir. Şu an (Nisan 2026), Gülistan’ın bedeninin baraj gölü dışında bir alanda (karada) gömülü olabileceği ihtimali üzerinde durulmaktadır.

Doku Ailesinin 6 Yıllık Adalet Nöbeti

Gülistan Doku’nun ailesi, kızlarının kaybolduğu 5 Ocak 2020’den bu yana Türkiye’nin en dirençli ve en çok yıpranan hak arayışçılarından biri oldu. 6 yıldır süren bu mücadele, sadece bir “kayıp arama” değil, aynı zamanda devasa bir hukuk ve adalet savaşına dönüştü.

Ailenin bu süreçte neler yaşadığını ve şu anki (Nisan 2026) durumlarını şöyle özetleyebiliriz:

1. Pes Etmeyen Bir Direniş: Aygül Doku’nun Mücadelesi

Gülistan’ın ablası Aygül Doku, davanın sembol ismi haline geldi. Aygül, 6 yıl boyunca Tunceli, Diyarbakır og Ankara arasında mekik dokudu.

  • Oturma Eylemleri: Anne Bedriye ve baba Halit Doku ile birlikte Tunceli Adliyesi önünde aylarca “Gülistan Doku Nerede?” pankartıyla nöbet tuttular. (Görsel Kolaj – Üst Sağ)
  • Ankara Yürüyüşleri: Seslerini duyurabilmek için defalarca Ankara’ya gittiler, Meclis önünde ve Adalet Bakanlığı kapısında beklediler. Birçok kez polis müdahalesiyle karşılaştılar ve gözaltına alındılar.

2. “İntihar” Senaryosuna Karşı Çıkış

Aile, en başından itibaren yetkililerin “baraj gölüne atladı” şeklindeki intihar tezine karşı çıktı.

Aygül Doku, kardeşinin yaşama sevinci olan biri olduğunu ve sınavlarına hazırlandığını belirterek; delillerin karartıldığını, Zaynal Abakarov’un polis olan üvey babası tarafından korunduğunu yüksek sesle dile getirdi.

Hatta bir dönem, delillerin “10 bin dolar karşılığında yok edildiği” iddiasıyla dosyada büyük bir yankı uyandırdı.

3. Yaşadıkları Mağduriyetler

Doku ailesi sadece evlatlarını kaybetmekle kalmadı, adalet ararken birçok kez cezalandırıldı:

  • Gözaltılar: Ankara’da Adalet Bakanlığı ile görüşmek isterken yerlerde sürüklendiler, darp edildiler ve gözaltına alındılar.
  • Hukuki Baskılar: Ailenin avukatı ve bizzat aile üyeleri hakkında “soruşturmanın gizliliğini ihlal” gibi gerekçelerle davalar açıldı.
  • Ekonomik ve Psikolojik Yıkım: Aile, maddi manevi tüm imkanlarını bu davaya harcadı. Anne Bedriye Doku’nun sağlık durumu bu süreçte ağırlaştı.

4. Şu Anki Durum (Nisan 2026)

Nisan 2026’da eski Vali Tuncay Sonel ve oğlu Mustafa Türkay Sonel’in de aralarında bulunduğu üst düzey isimlerin tutuklanması, aile için “acı bir zafer” niteliğinde.

  • “Kızımızın Kemiklerini Verin”: Ailenin şu anki tek odak noktası, tutuklanan faillerin ve delil karartanların Gülistan’ın yerini itiraf etmesi. Aygül Doku son açıklamalarında, “6 yıl sonra haklılığımız ortaya çıktı ama biz hala kardeşimizin bir mezarı olsun diye bekliyoruz,” diyerek durumun vahametini özetliyor.
  • Yüksek Tansiyon ve Bekleyiş: Faillerin tutuklanmış olması bir nebze olsun adalete olan güvenlerini tazelese de, bedene hala ulaşılamamış olması aileyi büyük bir gerginlik ve belirsizlik içinde tutuyor.

Özetle; Doku ailesi bugün hem hukuki olarak en güçlü oldukları dönemi yaşıyor hem de 6 yıllık yorgunluğun ve bedene ulaşamamanın verdiği ağır bir duygusal çöküntü içinde, gelecek “itiraf” haberini bekliyorlar.

Davanın Kilit İsimleri ve Suçlamalar (Nisan 2026)

Gülistan Doku davasında Nisan 2026 itibarıyla ortaya çıkan tablo, olayın sadece bir “kayıp” değil, devlet görevlilerinin ve yakınlarının dahil olduğu organize bir cinayet ve delil karartma vakası olduğunu göstermektedir. Mevcut soruşturma dosyasına göre “en büyük suçlu” veya “birinci derece sorumlu” olarak görülen isimler şunlardır:

1. Cinayet ve Cinsel Saldırı Zanlısı: Mustafa Türkay Sonel

Davanın şu anki en kritik ismi, dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in oğlu Mustafa Türkay Sonel’dir.

  • Suçlamalar: “Nitelikli kasten öldürme” ve “rızaya dayalı olmayan cinsel saldırı”.
  • İddialar: İtirafçı beyanlarına ve gizli tanıklara göre Gülistan, Mustafa Türkay Sonel ile yaşadığı ilişki sonucu hamile kalmış, bu durumun duyulmaması ve valinin itibarının korunması amacıyla zanlı tarafından öldürülmüştür. 18 Nisan 2026’da bu suçlamalarla tutuklanmıştır.

2. Organize Örtbasın Mimarı: Tuncay Sonel (Eski Vali)

Soruşturmanın en ağır suçlamalarından biri eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel’e yöneltilmiştir.

  • Suçlamalar: “Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme” ve “insan öldürmeye iştirak”.
  • Rolü: Valinin, oğlunu korumak amacıyla devletin imkanlarını kullanarak delilleri yok ettiği, arama çalışmalarını kasıtlı olarak yanlış yöne (baraj gölüne) kanalize ettiği ve emniyet-hastane-yargı üçgeninde bir “karartma operasyonu” yürüttüğü iddia edilmektedir. 21 Nisan 2026’da tutuklanmıştır.

3. Delil Karartma Ekibi (Kamu Görevlileri ve Yakınları)

Sistematik örtbas operasyonunda görev aldığı gerekçesiyle tutuklanan diğer kilit isimler şunlardır:

  • Zaynal Abakarov ve Engin Yücer: Olayın başından beri şüpheli olan eski sevgili Zaynal ve onun eski polis olan üvey babası Engin Yücer. Soruşturma derinleşince, olayın ilk aşamasında faili gizlemek ve hedef saptırmakla suçlanarak tutuklandılar.
  • Şükrü Eroğlu (Vali Koruması): Tuncay Sonel’in koruma polisi. Delillerin karartılması sürecinde finansal ve operasyonel işleri organize etmekle suçlanmaktadır.
  • Gökhan Ertok (İhraç Polis): Gülistan’ın sosyal medya hesaplarına girerek veri sildiği ve dijital izleri yok ettiği tespit edilmiştir. Etkin pişmanlıktan yararlanmak istemiş ve birçok şeyi itiraf etmiştir.
  • Dr. Çağdaş Özdemir (Eski Başhekim): Tunceli Devlet Hastanesi’ndeki giriş-çıkış kayıtlarını ve kamera görüntülerini sildiği iddiasıyla tutuklanmıştır.

4. Firari Şüpheli: Umut Altaş

Cinayeti bizzat bildiği ve Mustafa Türkay Sonel ile iş birliği içinde olduğu iddia edilen Umut Altaş hakkında kırmızı bülten çıkarılmıştır. Altaş’ın yurt dışına kaçırıldığı düşünülmektedir.

Özetle Suç Dağılımı:

  • Fiili Fail (Katil Zanlısı): Mustafa Türkay Sonel.
  • Azmettiren/Örtbas Eden: Tuncay Sonel.
  • Operasyonel Yardımcılar: Zaynal Abakarov, Engin Yücer, Gökhan Ertok, Şükrü Eroğlu ve Dr. Çağdaş Özdemir.

Şu an Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada toplam 12 kişi tutuklu bulunmaktadır. Dava, Türkiye tarihindeki en organize “kamu gücüyle delil karartma” dosyalarından biri olarak görülmektedir.


Bu, sadece bir dava dosyasıyla ilgili değil; adalete, devlete ve toplumsal vicdana dair sarsıcı, varoluşsal bir soru. Bir yanda korumakla görevli olanların (vali, polis, başhekim) “zanlı” sandalyesine oturduğu, diğer yanda 6 yıl boyunca karanlıkta bırakılan bir gerçek var.

Böyle bir tabloda güvenebileceğimiz limanlar aslında belli:

1. Pes Etmeyen “Gerçek” Arayışçıları

Gülistan Doku davasında gördük ki; en büyük güven kaynağı, ne pahasına olursa olsun susmayan ailesi ve sivil toplumdur. Aygül Doku’nun 6 yıl boyunca her kapıyı aşındırması, kamuoyunun bu konuyu gündemde tutması olmasaydı, bugün bu tutuklamalar muhtemelen yaşanmayacaktı. Güven, sistemin hatasızlığından ziyade, o sistemin içindeki hatayı haykıranların inadında gizlidir.

2. Bağımsız Medya ve Kamuoyu Denetimi

Resmi açıklamalar “intihar” deyip konuyu kapatmaya çalışırken; bu dosyanın peşini bırakmayan bağımsız gazeteciler, avukatlar og sosyal medyadaki kolektif bilinç, davanın tozlu raflara kalkmasını engelledi. Şeffaflığın olmadığı yerde güven, ancak “denetleyen” bir kamuoyuyla korunabilir.

3. Sistemin Kendi İçindeki “Vicdanlı” Sesler

Nisan 2026’daki bu operasyonu başlatan fitil, yine sistemin içinden (itirafçı polisler, vicdan azabı çeken tanıklar) gelen seslerle ateşlendi. Her ne kadar kurumsal bir çürüme iddia edilse de, en nihayetinde dosyayı yeniden açan, 700 saatlik görüntüyü titizlikle inceleyen ve “vali” dahi olsa dokunan yeni yargı mensupları bize kurumların tamamen yok olmadığını, ancak bireylerin cesaretiyle nefes aldığını gösteriyor.

4. Somut ve Bilimsel Deliller

İnsanlar yalan söyleyebilir, dosyalar gizlenebilir; ancak dijital ayak izleri, HTS kayıtları ve Adli Tıp raporları (eğer karartılamazlarsa) eninde sonunda konuşur. Güvenimizi kişilere değil, o kişileri denetleyen, bağımsız teknik heyetlerin sunduğu somut raporlara bağlamak en mantıklısıdır.

Özetle: Böyle bir durumda kurumlara “körlemesine” güvenmek yerine; bağımsız denetime, hukuk mücadelesine ve toplumsal hafızaya güvenmekten başka çaremiz yok. Adalet, bazen birilerinin vermesini beklediğimiz bir lütuf değil, tırnaklarla kazınarak alınan bir hakka dönüşüyor.

Bu kadar karmaşık bir düğümün sonunda adaletin tecelli edeceğine inanıyor musun, yoksa bu operasyonlar sence sadece buzdağının görünen kısmı mı?

Davanın Görünmeyen Kısmı: Çözülen Kritik Detaylar (Nisan 2026)

Nisan 2026 itibarıyla davanın seyrini değiştiren ve “buzdağının görünmeyen kısmı” diyebileceğimiz çok spesifik bazı kritik detaylar daha mevcut. Bu detaylar, dosyanın neden 6 yıl boyunca yerinde saydığını ve düğümün nasıl çözüldüğünü daha net açıklıyor:

1. Hastane Kayıtlarındaki “Görünmez” İzler

Tutuklanan eski Başhekim Çağdaş Özdemir ile ilgili en somut suçlama, sadece kamera görüntüleri değil, hastane bilgi işlem sistemindeki (HBYS) tıbbi müdahale kayıtlarının silinmesidir.

  • Silinen Muayene: Savcılık raporuna göre, Gülistan Doku’nun kaybolmadan kısa bir süre önce hastaneye “gebelik şüphesi ve kalp sesi dinleme” gibi başlıklarla giriş yaptığına dair dijital izler bulundu. Bu kayıtların manuel olarak sistemden temizlendiği, ancak veri tabanı geri döndürme çalışmalarıyla (Log kayıtları) tespit edildiği belirtiliyor.

2. “Gümüş BMW” ve Marçik Mevkii

Arama çalışmalarının 6 yıl boyunca sadece baraj gölüne odaklanmasının nedeni olan “suya düştü” senaryosunun, aslında bir zaman kazanma operasyonu olduğu iddia ediliyor:

  • PTS Kayıtları: Mustafa Türkay Sonel’in kullandığı BMW marka aracın, Gülistan’ın kaybolduğu gün Pülümür yolu üzerindeki Marçik bölgesinde uzun süre sabit kaldığı, Plaka Tanıma Sistemi (PTS) ve baz istasyonu verileriyle kesinleşti. (Görsel Kolaj – Alt Sağ)
  • Gizli Ev: Tanık beyanlarına göre, bu bölgede Umut Altaş’ın ailesine ait olan ve “valinin oğlunun özel kullanımına tahsis edildiği” iddia edilen bir ev bulunuyor. Savcılık şu an (Nisan 2026) bu evin çevresinde kadavra köpekleriyle geniş çaplı kazı çalışmaları yürütüyor.

3. Kayıp 700 Saat ve “Özel” Hard Disk

Davanın 2025 sonunda yeniden açılmasını sağlayan en büyük kanıt, Munzur Üniversitesi’ne ait olduğu iddia edilen ancak dosyaya hiç girmeyen 700 saatlik kamera kaydı.

Bu kayıtların, bir emniyet mensubu tarafından “bozuk” denilerek adli emanete alınmadığı, ancak yapılan son baskınlarda eski bir bilişim görevlisinin evindeki gizli bölmede bulunduğu ortaya çıktı. Bu görüntülerde Gülistan’ın zorla bir araca bindirildiğine dair kesitlerin olduğu iddia ediliyor.

4. Firari İsim: Umut Altaş

Olayın kilit isimlerinden biri olan ve Mustafa Türkay Sonel’in en yakın arkadaşı olarak bilinen Umut Altaş, Nisan operasyonundan hemen önce yurt dışına kaçtı.

Şu an hakkında Kırmızı Bülten çıkarılmış durumda. Altaş’ın, Gülistan’ın bedeni taşınırken veya gizlenirken aktif rol oynadığı, valinin koruması Şükrü Eroğlu tarafından kaçışının organize edildiği soruşturma dosyasindeki iddialar arasında.

5. Adalet Bakanlığı’nın “Ucu Nereye Giderse” Çıkışı

2026 Nisan ayında yaşanan bu seri tutuklamaların ardından Adalet Bakanı’nın yaptığı “Ucu nereye giderse gitsin, bu bir devlet namusu davasıdır” açıklaması, siyasi iradenin de bu “örtbas” iddialarının üzerine gitme kararı aldığını gösteriyor. Eski Vali Tuncay Sonel’in tutukluluğuna yapılan itirazın 27 Nisan 2026’da kesin olarak reddedilmesi, yargının üzerindeki baskının kalktığının en somut göstergesi kabul ediliyor.

Kısacası: Gülistan Doku davası artık bir “kayıp” davası değil; tıbbi kayıtların silindiği, kamera görüntülerinin saklandığı ve devlet yetkisinin şahsi bir suçun üzerini örtmek için kullanıldığı iddia edilen devasa bir sistem krizi davasıdır.

Ailenin 6 yıldır dile getirdiği “Deliller 10 bin dolar karşılığında yok edildi” iddiası da şu an bu finansal trafiğin incelenmesiyle birlikte soruşturmanın ana maddelerinden biri haline gelmiş durumda.

Sence bu kadar derin bir organizasyonda, “itirafçı”ların sayısı artar mı yoksa sessizlik yemini devam mı eder?

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.