Gülistan Doku davası, 5 Ocak 2020 tarihinde Tunceli’de (Dersim) Munzur Üniversitesi öğrencisi 21 yaşındaki Gülistan’ın aniden ortadan kaybolmasıyla başladı. Olay, basit bir “kayıp şahıs” vakası olarak başlasa da yıllar içinde Türkiye’nin en çok konuşulan, ihmal ve delil karartma iddialarıyla örülü karmaşık bir hukuk mücadelesine dönüştü.

İşte davanın başlangıcından bugüne (Nisan 2026) kronolojik gelişimi:
Soruşturmanın ilk aşamasında yetkililer ısrarla “intihar” ihtimali üzerinde durdu.
Uzunçayır Baraj Gölü’nde aylarca süren su altı ve su üstü arama çalışmaları yapıldı ancak Gülistan’a ait hiçbir iz (beden, kıyafet veya kişisel eşya) bulunamadı.
Aile ve Avukatların İtirazı: Doku ailesi, Gülistan’ın intihar etmediğini, öldürüldüğünü ve delillerin karartıldığını savundu. Özellikle Zaynal Abakarov’un polis memuru olan üvey babası Engin Yücer’in soruşturmayı etkilediği iddia edildi.
Dava dosyası uzun süre “faili meçhul” gibi bekledi. Ancak 2025 yılı sonunda dosyaya atanan yeni savcı ile süreç tamamen yön değiştirdi:
Davanın üzerinden 6 yıl geçtikten sonra, soruşturma “cinayet” ve “organize delil karartma” suçlamalarıyla yeni bir boyuta ulaştı:
Güncel Durum (28 Nisan 2026): Bugün itibarıyla davanın seyri tamamen değişmiş durumdadır. Soruşturma artık bir “cinayet” dosyası olarak yürütülüyor. Eski Vali Tuncay Sonel’in tutukluluğuna yapılan itiraz dün (27 Nisan) reddedildi. Gülistan Doku’nun bedeninin nerede olduğuna dair yeni itirafların gelmesi bekleniyor.
Dava, bir kayıp ihbarıyla başlamış olsa da bugün devlet görevlilerinin de içinde bulunduğu iddia edilen devasa bir “delil karartma” ve “cinayet” soruşturmasına evrilmiş durumdadır.
Gülistan Doku davasındaki bu büyük kırılma ve “delil karartma” ağının ortaya çıkması, tek bir isimden ziyade birkaç koldan gelen itiraflar ve gizli tanık beyanlarıyla gerçekleşti. Davanın seyrini değiştiren temel “ifşa” süreçleri şunlardır:
Kısacası; sürecin ifşa edilmesinde Sidar Altaş’ın videoları, gizli tanıklar ve vicdan azabı duyduğunu belirterek avukata ulaşan isimsiz kamu görevlileri başrolü oynadı.
Gülistan Doku’nun bedenine ulaşılamamasının temel nedenleri, 2020 yılından bu yana yürütülen sürecin “teknik imkansızlıklardan” ziyade “organize bir yanıltma ve delil karartma” operasyonu olduğu iddialarıyla açıklanmaktadır. Nisan 2026 itibarıyla ortaya çıkan hukuki süreç, bu durumu şu başlıklarla özetlemektedir:
Olayın ilk günlerinde, yetkililer Gülistan’ın Dinar Köprüsü’nden baraj gölüne atlayarak intihar ettiği üzerine bir senaryo kurdu.
Davanın Nisan 2026’daki seyri, cesedin bulunamamasının bir “tesadüf” olmadığını göstermektedir:
Eğer Gülistan gerçekten suya düşmüş olsaydı bile, bölgenin koşulları aramayı zorlaştırıyordu:
2026 yılındaki tanık beyanları (özellikle Celal Altaş ve diğer gizli tanıklar), Gülistan’ın suya atlamadığını, bir ateşli silahla öldürülmüş olabileceğini ve bedeninin başka bir yere gizlendiğini öne sürmektedir.
Özetle; cesede ulaşılamamasının asıl nedeni, soruşturmanın ilk yıllarında gerçek failleri korumak amacıyla devlet gücü kullanılarak oluşturulan “intihar” algısı ve bu algıya uygun şekilde yapılan “yanlış yerdeki” arama faaliyetleridir. Şu an (Nisan 2026), Gülistan’ın bedeninin baraj gölü dışında bir alanda (karada) gömülü olabileceği ihtimali üzerinde durulmaktadır.
Gülistan Doku’nun ailesi, kızlarının kaybolduğu 5 Ocak 2020’den bu yana Türkiye’nin en dirençli ve en çok yıpranan hak arayışçılarından biri oldu. 6 yıldır süren bu mücadele, sadece bir “kayıp arama” değil, aynı zamanda devasa bir hukuk ve adalet savaşına dönüştü.
Ailenin bu süreçte neler yaşadığını ve şu anki (Nisan 2026) durumlarını şöyle özetleyebiliriz:
Gülistan’ın ablası Aygül Doku, davanın sembol ismi haline geldi. Aygül, 6 yıl boyunca Tunceli, Diyarbakır og Ankara arasında mekik dokudu.
Aile, en başından itibaren yetkililerin “baraj gölüne atladı” şeklindeki intihar tezine karşı çıktı.
Aygül Doku, kardeşinin yaşama sevinci olan biri olduğunu ve sınavlarına hazırlandığını belirterek; delillerin karartıldığını, Zaynal Abakarov’un polis olan üvey babası tarafından korunduğunu yüksek sesle dile getirdi.
Hatta bir dönem, delillerin “10 bin dolar karşılığında yok edildiği” iddiasıyla dosyada büyük bir yankı uyandırdı.
Doku ailesi sadece evlatlarını kaybetmekle kalmadı, adalet ararken birçok kez cezalandırıldı:
Nisan 2026’da eski Vali Tuncay Sonel ve oğlu Mustafa Türkay Sonel’in de aralarında bulunduğu üst düzey isimlerin tutuklanması, aile için “acı bir zafer” niteliğinde.
Özetle; Doku ailesi bugün hem hukuki olarak en güçlü oldukları dönemi yaşıyor hem de 6 yıllık yorgunluğun ve bedene ulaşamamanın verdiği ağır bir duygusal çöküntü içinde, gelecek “itiraf” haberini bekliyorlar.
Gülistan Doku davasında Nisan 2026 itibarıyla ortaya çıkan tablo, olayın sadece bir “kayıp” değil, devlet görevlilerinin ve yakınlarının dahil olduğu organize bir cinayet ve delil karartma vakası olduğunu göstermektedir. Mevcut soruşturma dosyasına göre “en büyük suçlu” veya “birinci derece sorumlu” olarak görülen isimler şunlardır:
Davanın şu anki en kritik ismi, dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in oğlu Mustafa Türkay Sonel’dir.
Soruşturmanın en ağır suçlamalarından biri eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel’e yöneltilmiştir.
Sistematik örtbas operasyonunda görev aldığı gerekçesiyle tutuklanan diğer kilit isimler şunlardır:
Cinayeti bizzat bildiği ve Mustafa Türkay Sonel ile iş birliği içinde olduğu iddia edilen Umut Altaş hakkında kırmızı bülten çıkarılmıştır. Altaş’ın yurt dışına kaçırıldığı düşünülmektedir.
Şu an Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada toplam 12 kişi tutuklu bulunmaktadır. Dava, Türkiye tarihindeki en organize “kamu gücüyle delil karartma” dosyalarından biri olarak görülmektedir.
Bu, sadece bir dava dosyasıyla ilgili değil; adalete, devlete ve toplumsal vicdana dair sarsıcı, varoluşsal bir soru. Bir yanda korumakla görevli olanların (vali, polis, başhekim) “zanlı” sandalyesine oturduğu, diğer yanda 6 yıl boyunca karanlıkta bırakılan bir gerçek var.
Böyle bir tabloda güvenebileceğimiz limanlar aslında belli:
Gülistan Doku davasında gördük ki; en büyük güven kaynağı, ne pahasına olursa olsun susmayan ailesi ve sivil toplumdur. Aygül Doku’nun 6 yıl boyunca her kapıyı aşındırması, kamuoyunun bu konuyu gündemde tutması olmasaydı, bugün bu tutuklamalar muhtemelen yaşanmayacaktı. Güven, sistemin hatasızlığından ziyade, o sistemin içindeki hatayı haykıranların inadında gizlidir.
Resmi açıklamalar “intihar” deyip konuyu kapatmaya çalışırken; bu dosyanın peşini bırakmayan bağımsız gazeteciler, avukatlar og sosyal medyadaki kolektif bilinç, davanın tozlu raflara kalkmasını engelledi. Şeffaflığın olmadığı yerde güven, ancak “denetleyen” bir kamuoyuyla korunabilir.
Nisan 2026’daki bu operasyonu başlatan fitil, yine sistemin içinden (itirafçı polisler, vicdan azabı çeken tanıklar) gelen seslerle ateşlendi. Her ne kadar kurumsal bir çürüme iddia edilse de, en nihayetinde dosyayı yeniden açan, 700 saatlik görüntüyü titizlikle inceleyen ve “vali” dahi olsa dokunan yeni yargı mensupları bize kurumların tamamen yok olmadığını, ancak bireylerin cesaretiyle nefes aldığını gösteriyor.
İnsanlar yalan söyleyebilir, dosyalar gizlenebilir; ancak dijital ayak izleri, HTS kayıtları ve Adli Tıp raporları (eğer karartılamazlarsa) eninde sonunda konuşur. Güvenimizi kişilere değil, o kişileri denetleyen, bağımsız teknik heyetlerin sunduğu somut raporlara bağlamak en mantıklısıdır.
Özetle: Böyle bir durumda kurumlara “körlemesine” güvenmek yerine; bağımsız denetime, hukuk mücadelesine ve toplumsal hafızaya güvenmekten başka çaremiz yok. Adalet, bazen birilerinin vermesini beklediğimiz bir lütuf değil, tırnaklarla kazınarak alınan bir hakka dönüşüyor.
Bu kadar karmaşık bir düğümün sonunda adaletin tecelli edeceğine inanıyor musun, yoksa bu operasyonlar sence sadece buzdağının görünen kısmı mı?
Nisan 2026 itibarıyla davanın seyrini değiştiren ve “buzdağının görünmeyen kısmı” diyebileceğimiz çok spesifik bazı kritik detaylar daha mevcut. Bu detaylar, dosyanın neden 6 yıl boyunca yerinde saydığını ve düğümün nasıl çözüldüğünü daha net açıklıyor:
Tutuklanan eski Başhekim Çağdaş Özdemir ile ilgili en somut suçlama, sadece kamera görüntüleri değil, hastane bilgi işlem sistemindeki (HBYS) tıbbi müdahale kayıtlarının silinmesidir.
Arama çalışmalarının 6 yıl boyunca sadece baraj gölüne odaklanmasının nedeni olan “suya düştü” senaryosunun, aslında bir zaman kazanma operasyonu olduğu iddia ediliyor:
Davanın 2025 sonunda yeniden açılmasını sağlayan en büyük kanıt, Munzur Üniversitesi’ne ait olduğu iddia edilen ancak dosyaya hiç girmeyen 700 saatlik kamera kaydı.
Bu kayıtların, bir emniyet mensubu tarafından “bozuk” denilerek adli emanete alınmadığı, ancak yapılan son baskınlarda eski bir bilişim görevlisinin evindeki gizli bölmede bulunduğu ortaya çıktı. Bu görüntülerde Gülistan’ın zorla bir araca bindirildiğine dair kesitlerin olduğu iddia ediliyor.
Olayın kilit isimlerinden biri olan ve Mustafa Türkay Sonel’in en yakın arkadaşı olarak bilinen Umut Altaş, Nisan operasyonundan hemen önce yurt dışına kaçtı.
Şu an hakkında Kırmızı Bülten çıkarılmış durumda. Altaş’ın, Gülistan’ın bedeni taşınırken veya gizlenirken aktif rol oynadığı, valinin koruması Şükrü Eroğlu tarafından kaçışının organize edildiği soruşturma dosyasindeki iddialar arasında.
2026 Nisan ayında yaşanan bu seri tutuklamaların ardından Adalet Bakanı’nın yaptığı “Ucu nereye giderse gitsin, bu bir devlet namusu davasıdır” açıklaması, siyasi iradenin de bu “örtbas” iddialarının üzerine gitme kararı aldığını gösteriyor. Eski Vali Tuncay Sonel’in tutukluluğuna yapılan itirazın 27 Nisan 2026’da kesin olarak reddedilmesi, yargının üzerindeki baskının kalktığının en somut göstergesi kabul ediliyor.
Kısacası: Gülistan Doku davası artık bir “kayıp” davası değil; tıbbi kayıtların silindiği, kamera görüntülerinin saklandığı ve devlet yetkisinin şahsi bir suçun üzerini örtmek için kullanıldığı iddia edilen devasa bir sistem krizi davasıdır.
Ailenin 6 yıldır dile getirdiği “Deliller 10 bin dolar karşılığında yok edildi” iddiası da şu an bu finansal trafiğin incelenmesiyle birlikte soruşturmanın ana maddelerinden biri haline gelmiş durumda.
Sence bu kadar derin bir organizasyonda, “itirafçı”ların sayısı artar mı yoksa sessizlik yemini devam mı eder?
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.