Zenginlik ve bedeli..
HERKES KISA YOLDAN ZENGİN OLMAK İSTİYOR, AMA KİMSE BEDELİNİ HESAPLAMIYOR
Adamın biri bir gün hayvanat bahçesine gider. Kafesleri gezerken bir maymun dikkatini çeker. Maymuna ne verilirse verilsin, önce arkasına götürüyor, sonra çıkarıp ağzına atıyor.
Şaşırıp görevliye sorar:
“Bu maymun neden böyle yapıyor?”
Görevli gülümseyerek cevap verir:
“Eskiden sadece fındık ve fıstık yerdi. Bir ziyaretçi bir gün çekirdeğiyle birlikte şeftali verdi. Çekirdeği çıkarana kadar hayvan günlerce acı çekti. O günden beri de ne verilirse verilsin önce çıkarıp çıkaramayacağını ölçüyor.”
Bu hikâyeyi boşuna anlatmıyorum.
Çevremdekileri de sürekli uyarırım:
“Önce hesabını yapın, sonra adım atın.”
Fakat bugün Türkiye’de, çekirdeğiyle şeftali yutanların sayısı her geçen gün artıyor.
Kimi sermayesinden büyük ticaretin peşinde…
Kimi hesap kitap yapmadan borca giriyor…
Kimi kumarla bir gecede zengin olacağını sanıyor…
Kimi kolay para uğruna dolandırıcılığa yöneliyor…
Kimi de her türden hırsızlığa.
Sonuç ise çoğu zaman aynı:
İflas…
Batak…
Cezaevi…
Dağılan aileler…
Biten hayatlar…
İşler ters gidince de suçu hep başkasında arıyorlar.
Kimi yönetimi suçluyor, kimi de başkalarını.
Bahane veya günah keçisi bulmak istedikten sonra nasılsa bununur değil mi?
Oysa insan, yaptığı tercihin sorumluluğunu önce kendisinde aramalıdır.
Cenab-ı Hak şöyle buyurur:
“Allah, aklını kullanmayanların üzerine pislik yağdırır.”
Atalarımız da bunu tek cümlede özetlemiş:
“Ayağını yorganına göre uzat.”
Hırs, aklın önüne geçtiğinde; haram-helal, kâr-zarar, doğru-yanlış hesabı yapılmaz olur.
Sonunda da kaybeden sadece para değil; itibar, huzur ve ömür olur.
Yazık…
Çünkü insanın bir oturuşta yiyebileceği yalnızca bir tabak yemek, tek seferde üzerine giyebileceği bir kat elbise, kaplayabileceği alan bedeni kadar yer, dünyadan giderken götürebileceği de sadece 2 metre bez parçasıdır.
Daha fazlasını hırs ister. Bedelini ise hayat ödetir…
Polis ne için var ?
Polisin Varlık Sebebi: Toplumun Huzuru mu, Bürokrasinin Çarkı mı?
Bugün sokakta kime sorsanız aynı soruyu soruyor: “Polis ne için var?”. Kağıt üzerinde bu sorunun cevabı net olsa da, uygulamada polisin yetkilerinin kısıtlanması ve suçluların “insan hakları” adı altında sokaklarda serbestçe dolaşması, vatandaşın adalete olan inancını sarsıyor.
Kolluk Kuvvetinin Asıl Görevi Nedir?
Polis, sadece suç işlendikten sonra evrak dolduran bir memur değildir. Polis; devletin gücünü, sokağın güvenliğini ve masumun huzurunu temsil eder. Ancak günümüzde, bir suçluya “Nereden buldun?” diye sorulamaması veya polisin şahitliğinin sivil bir şahit olmadan eksik sayılması, emniyet teşkilatını iş yapamaz hale getirmektedir.
Toplumun huzurunu bozanlara karşı gösterilen müsamaha, dürüst vatandaşa yapılan bir haksızlıktır. Polis ne için var? Suçlunun elinden o silahı almak, uyuşturucu tacirine nefes aldırmamak ve milletin can güvenliğini sağlamak için var.
Huzur Şehri Şanlıurfa’da Güvenlik Algısı
Urfamızın her sokağında, her mahallesinde insanlarımız gece başını yastığa rahatça koymak istiyor. Eğer polisin eli kolu mevzuatla bağlanırsa, iki tane “gereksiz” şahıs çıkar ve koca bir millete korku salmaya çalışır. Türk milleti korkuyla yaşamaz; devlet, polisine tam yetki vererek bu korku odaklarını temizlemelidir.
“Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır. Polisin görevini yapabilmesi için ise yetki ve itibar şarttır.”
Adalet Mekanizması ve Polis İşbirliği
Polisin binbir emekle yakaladığı şahsın, adliyenin arka kapısından serbest kalması sadece asayişi bozmaz, toplumsal ahlakı da çökertir. Caydırıcılık olmayan yerde suç çiçek açar. Devletine ve milletine karşı silah çekebilecek kadar gözü dönmüş olanlara karşı hukuk, en sert yüzünü göstermelidir.
İlginizi Çekebilir:
- Şanlıurfa asayiş gündemindeki son gelişmeleri buradan takip edebilirsiniz.
- Toplum ve siyaset üzerine diğer yazılarımız için köşe yazıları kategorimize göz atın.
Ulusal marşımız ayakta dinlenir..
Alman ZDF Televizyonu’nda Thomas Gottschik’in sunduğu “Bahse Var mısın?” (Watten Das) adlı yarışma programına başvuran İsviçreli Michael Sauser, 188 ülkenin ulusal marşını notasıyla birlikte söyleyebileceğini iddia etti.
Yarışma isteği kabul edildi ve yarışma günü jürinin seçtiği beş bayrağın ülkelerinin ulusal
marşının okunması kararlaştırıldı, seçim yapıldı ve marşları okunacak ülkeler sırayla
Çin, Mısır, Tayland, Bosna-Hersek ve Türkiye olarak belirlendi.
Michael Sauser, ilk dört ülkenin marşını başarıyla okuyunca,
jüri yeterli bularak yarışmayı
kazandığını söyledi ve Türk Ulusal Marşı’nın okunmasına gerek olmadığını söyledi.
Ancak Michael Sauser “Hayır! Madem ki Türk Bayrağı’nı da seçtiniz, Türk Ulusal Marşı’nı da söylemek istiyorum” dedi.
Israr üzerine jüri ve yapımcı kabul etmek zorunda kaldı.
Orkestra hazırlandığında Michael Sauser salona dönerek “Yanlız Türk Ulusal Marşı ayakta dinlenir, kalkmanızı rica ediyorum.” dedi.
Katılımcıların şaşkın davranışları, biraz sonra Michael Sauser’un ricasını yerine getirmeye dönüştü ve Michael Sauser kendi aksanıyla Türk Ulusal Marşı’nı muhteşem şekilde icra etti.
Bu vatanın ekmeğini yiyip, suyunu içen vatan hainlerinin utanması dileğiyle…

Susmak, marifet değildir…
Kendini Dev aynasında görenler?
Bu dava öyle susarak, geri durarak, kenardan izleyerek yürütülecek bir dava değil! Bu yol, Türkmen Beyimiz Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli gibi bir dünya liderinin arkasında durmaya korkanlarla, devran döner diye susanlarla, menfaatine zarar gelir korkusuyla köşeye sinenlerle yürünecek bir yol değildir!
Ticaretinden korkan, koltuğundan korkan, sokakta laf işitmekten çekinen, canından endişe eden adamlarla ne dava büyür, ne yol alınır, ne de bu milletin yükü taşınır!
Susmak, marifet değildir!
Sessiz kalmak, akıllılık değildir!
Bugün susan, yarın hesabı veremez!
Siyaset, makam ve mevki yarışı değil değer üretme sahası olmalıdır.
Liderine sahip çıkmayan, davaya omuz vermeyen, korkularıyla hareket eden hiçbir teşkilat mensubu bu yürüyüşe ayak uyduramaz. Biz; korkaklarla değil, kefenini giymiş adamlarla yol yürürüz!
Ne kadar müslümanız?
Ne kadar Müslümanız?
Allah’ın emirlerine uyduğumuz kadar. Ne kadar Türk’üz?
Adaletli, merhametli ve yediğimiz kazıkları unutmadığımız kadar. Ne kadar vatanseveriz? Şahsi menfaatlerimizden yaptığımız fedakarlık kadar.
Allah diyor ki, benden başka ilah edinme. İslam ile şereflen ve İslam düşmanlarıyla savaş. İslam düşmanı olanlar aynı zamanda insanlık düşmanıdırlar. Adalet ve merhamet düşmanıdırlar.
İşte İsrail ve destekçileri, hepsi insanlık, adalet ve merhamet düşmanıdırlar. Bizdenmiş gibi gözüken kriptoların ortak özelliklerinde hep bu düşmanlıklar vardır. Yani düşman bazen kılık değiştirse de özellikleri ortaktır.
Velhasıl kim İslama, insanlığa ve adalete düşmansa bilin ki bize de düşmandır. Düşmanlarını tanımayan düşmana hizmet eden salaklardır.
Allah bizleri bu tür salaklıklardan muhafaza eylesin inşallah.