13.12.2017 - Şanlıurfa Haber & Firma Rehberi

Urfa’mızın Robin Hood’u

Şanlıurfa’nın Robin Hood’u diye bilinen Nezif’in hikayesi geçmişten geleceğe hep anlatılır.

Urfa’mızın Robin Hood’u

Şanlıurfa’nın Robin Hood’u diye bilinen Nezif’in hikayesi geçmişten geleceğe hep anlatılır. Dinleyenlerin gözlerinden yaşlar dökülür boğazı düğümlenir. Yiğitlerin yiğidi olan Nezif. Urfalı Nezif. Yiğitliğine, merliğine inat, kalleşçe bir ölüme layık görülen Nezif. Kimileri zenginlerden alıp yoksullara dağıttığı için onu yiğitlerin yiğidi mertebesine koyar, kimisi ise eşkıyalık.

1919 yılı Urfa. Nezif, sırtını duvara dayamış özenle tütününü sarıyordu. Birazdan düşman kurşunlarına göğsünü açacak olan sanki o değilmiş gibi sakindi. Sarmış olduğu ilk sigarayı can dostu olan Deveci Mehmet’e uzattı. Patlayan Silah sesleri iyice yakından gelmeye başlıyordu artık. Sanki düşman nefes alsa, Nezif’le Mehmet enselerinde hissedeceklerdi okadar yakınlardı. Nezif hiç umrunda değilmiş gibi davranıyordu. Can dostu olan Deveci Mehmet ise, sigarayı alırken elinin titremesine gizleyememişti.

Anadolu işgal altındaydı. Aynı Anadolu gibi ŞanlıUrfa’da alev alev yanıyordu adeta. Mondros Mütarekesi’nden sonra önce İngilizler gelmişti Urfa’ya. Çok geçmeden gelen Fransızlar. Urfa halkı kurtuluş başarı mücadelesi veriyordu. Fransız askerleri belli bir süre uzun menzilli silahlarla sokaktan geçen Urfalılar’a ateş ediyor, kadınları ve çocukları korkutuyor, bazen yaralıyor bazen de katlediyorlardı.

O ARTIK BİR EFSANE

İrkildi Nezif. beklediği İşaret gelmişti. Önce o fırladı. Kanalizasyon çukuruna kadar sessizce ilerlemeliydiler. Zamanları çok kısıtlıydı. 4 kişi, kanalizasyondaki ağır kokuya aldırış etmeden gölge gibi sessiz ilerledi. Türklerin kanalizasyon çukurundan saldıracakları, Fransız askerlerinin aklının ucuna bile gelmemişti. Çünkü böyle bir olaya cesaret etmek için Kahraman olmak gerekirdi. Oysa Nezif, bütün heybetiyle düşmanların ensesindeydi, onlar için artık çok geçti…

Nezif ve adamlarının Fransızları yenilgiye uğrattığı o gecenin üzerinden tam 6 yıl geçmişti. Anadolu artık özgür idi. Savaş günleri sona ermişti ermesine fakat Urfalı Nezif”in savaşı ilk günkü gibi devam ediyordu. Artık zenginle fakirin savaşıydı bu. Haksızlığa uğrayan, insafsız alacaklıya düşen, hırsıza malı kaptıran, derdini anlatmak için bu genç halk kahramanın yanında alır olmuştu. Nezif artık bir efsane olmuştu.

Kazım Güzeller (Urfalı Nezif’in yeğeni) Onun dilinden: “Bir Ramazan günüymüş. Kapıya bir gariban fakir geliyor. Annesi o sırada sofrayı hazırlıyormuş. Nezif, hemen çorba kazanını alıyor, kapıyı çalan gariban fakire veriyor. Annesi de ‘sen ne yaptın, biz ne yiyeceğiz’ diyor. Nezif te ‘Biz buluruz anne ama o bulamaz’ diyor. Annesi de ‘bari kazanı vermeseydin, onu ne yapacak ki’ diye soruyor. Nezif de ‘Satar, parasıyla da biraz rahat eder’ diyor.”

MANİYLE ÇAĞRI

Nezif, bu dünyayı biraz daha adaletli, biraz daha yaşanır kılmak için çabalıyordu. Kan dökmüyordu, adam öldürmüyordu! Sazıyla, sözüyle, manisiyle zengini yardıma çağırıyordu Nezif.Yardım yapanlar gönüllü gibi görünse de onlar için düpedüz eşkıyalıktı bu. Nezif için emir üstüne emir çıkarılıyordu ama hiçbir zaptiye görevlisi Nezif’i tutuklamaya cesaret edemiyordu.Günün birinde zengin birinden alacağı olduğu ve bir türlü alamadığını söyleyen bir yoksul geldi Nezif’in yanına. Nezif Deveci Mehmet’ten durumu araştırmasını istedi. Deveci Mehmet adamın söylediklerinin doğru olduğunu öğrendi.

ÇİL ÇİL ALTINLAR
Nezif kılıcını kuşandığı gibi soluğu beyin evinde aldı; “Beyliğinden de mi utanmadın, gariban adamın üç kuruşunun üstüne yattın!”Nezif, söyleyeceklerini söylemişti. Kapıyı çarpıp çıktıÖ Bey, öfkeden deliye dönmüştü. Bu ne cüretti! Bunun intikamanı alacaktı.
Bey’in yemininin üzerinden üç ay geçmişti. Nezif, o olayı çoktan unutmuş gitmişti.
Urfalı Nezif ve arkadaşı Deveci Mehmet saatlerdir Suruç yolunda ilerliyorlardı. Firuz Paşa hayratında mola verdiler.

Can yoldaşı Deveci Mehmet’in dalgınlığı ve sıkıntısı Nezif’in de dikkatini çekmişti. “Ne o Mehmet, kara sevdaya mı tutuldun, bu ne dalgınlık?”

Deveci Mehmet irkilmişti. Nezif düşüncelerini okuyacakmış gibi gözlerini kaçırmış, “yok bir şey, canım sıkkın biraz” demişti. Ya ne desindi. Seni kalleşçe vurmak için beylerden çil çil altın aldım mı desindi!

SİLAHINI VER BANA
Abuzer Akbıyık (Folklor araştırmacısı-yazar): “Dinlenmeye çekiliyorlar. O sırada Mehmet Nezif’e ‘Ağam, sen burada dinlenirken, silahını ver de ben de dışarıyı kolaçan edeyim’ deyip, Nazif’in silahını alıyor.”

Deveci, silahı alıp birkaç adım attı. Beyler meclisine çağrıldığı güne döndü düşünceleri: Mehmet, meclisin tam ortasında süklüm püklüm dikiliyorken önüne altın kesesi konuldu. Başka kızsa da çil çil altınlar, yıldızlardan parlaktı. Sessizce, altın kesesini almış, selam verip geri geri çıkmıştı odadan.

Mehmet düşüncelerinden sıyrıldı. Son tereddütü de silinmişti. Geri döndü. Namluyu doğrultup bir el ateş etti.

Nezif doğrulmuş, “Aman ne yaptın sen Deveci” deyip, korkusundan kaçmaya başlayan arkadaşının peşine düştü. Ancak birkaç adım atabildi. Kahpe bir dostun peşinden gitmektense, ölümün kucağına bırakmıştı kendini.

Abuzer Akbıyık: “O sırada bir kolcu geçiyormuş oradan. Kolcu inlemeyi duyunca çeşmenin yanına koşuyor ve Nazif’in kanlar içinde yerde yattığını görüyor. Yardım çağırmak için hemen Urfa’ya doğru koşuyor ama yardım geldiğinde Nezif çoktan ölmüş.”

Urfalılar çok sevdikleri Nezif’i, Bediiüzzaman Mezarlığı’nda gözyaşları içinde toprağa verdiler.

Bütün Urfalılar, 27 yaşındaki bu genç adamın yasını tuttu yıllarca. Nezif’in vurulduğu yerin adı ise o günden sonra Nezif’in hayratı olarak anıldı.

Urfa’da da düzen eskiye döndü.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ